SAVAŞ EKRANDA, MÜCADELE MUTFAKTA…

0
14

Nurcan CEYRAN

Dünya yanarken biz izliyoruz; ama asıl yangın, kimsenin görmediği mutfaklarda büyüyor.
Eskiden savaş dediğimiz şey uzaktı. Haritalarda olurdu, tarih kitaplarında kalırdı. Şimdi ise cebimizde taşıyoruz onu.
Bir bildirim düşüyor telefona, bir şehir daha yanıyor. Parmağımızla kaydırıyoruz… hayat devam ediyor. İşte en tehlikeli olan da bu: Alışıyoruz.
Acıya değil, acının geçiciliğine alışıyoruz.
Ama bu ülkenin gündemi sadece savaş değil. Bu ülkenin asıl meselesi, mutfakta kaynayan tencere.
Çünkü aynı gün içinde dünyada olup bitenleri izlerken, ülke sınırlarımızın korkusunu çekerken, bir şehrin yıkılışını izlerken, çocuklar ve kadınlar savaş cenderesini yaşarken bir yandan da kendi evimizin hesabını yapıyoruz.
Altın yükseliyor, döviz dalgalanıyor, enflasyon durmuyor. Rakamlar her gün değişiyor ama değişmeyen tek şey var: Geçim sıkıntısı. Maaşlar sabit, giderler sınırsız. İnsanlar artık ay sonunu değil, haftayı çıkarma hesabı yapıyor.
Gaziantep’te kapanan fabrikalar var. Konkordato ilan eden işletmeler, maaşını alamayan çalışanlar… Üreten bir şehir, yavaş yavaş susuyor. Tezgâhlar duruyor, vardiyalar azalıyor, işçiler bekliyor.
Beklemek artık bu şehrin en yaygın mesleği hâline geliyor.
Fabrika önlerinde protestolar yaşanıyor. Hepsi yokluğa düşmeden kişisel kurtuluş savaşı veriyor.
Ekonomi artık bir tablo değil, doğrudan hayatın kendisi. Bir annenin pazarda eksik aldığı sebze, bir babanın cebinde kalan son para, bir gencin ertelediği hayaller… Bunların hiçbiri istatistik değil.
Altın neden yükseliyor sorusunun cevabı da burada saklı. Çünkü insanlar kazanç peşinde değil, güven peşinde. Bankaya değil, yastık altına yönelen bir toplum, aslında ekonomiye değil, geleceğe güvenini kaybetmiş demektir.
Bankalara güvenmeyen binlerce insan, parasını bankaya koymaktan ya da birilerinin bildirimine, sayış sıralamasına bakmaktan korkuyor.
Bu yüzden yaşananlar sadece ekonomik bir daralma değil. Bu, toplumun nefesinin daralmasıdır. İnsanlar artık yaşamıyor, idare ediyor. Hayal kurmuyor, günü kurtarıyor.
Ve bütün bunların ortasında savaş haberleri akmaya devam ediyor. Dünya yanıyor, füzeler hedefe kilitlenmiş imhalar gerçekleşirken korku düzeni sadece cebimizdeki günü kurtarma derdinde.
Ama belki de asıl sessiz savaş burada yaşanıyor.
Sessiz kaldığımız, belki de çaresiz izlediğimiz ekrandaki gerçek savaşın içindeki kişisel savaşımız vuruyor bizi…
Nereden darbe aldık, alacağız? Nasıl yaşayıp ayakta kalacağız? Dünyada olanlar gerçekten umrumuzda mı?
En büyük savaş kendi ülkemizde, ekonomiyle verdiğimiz savaş mücadelesidir. Ölmeden diri kalmak, aile efradını güvende ve karnı tok tutmak…
Kaç kişi bunun farkında?
Belirsiz!
Sessiz verilen bu savaşın mağdurları olmadan, çalışan, üreten, kazanan bir ülke olmak dileğiyle…
Çünkü bir ülke sadece sınırlarında değil, mutfaklarında da kaybeder.
Ve en acısı şu: Bu kayıp, hiçbir zaman “son dakika” olmaz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz