SANDIKTA DOĞRU SÖYLER, MAHKEMEDE ŞAŞAR…

0
11

Nurcan CEYRAN

Türkiye yine alışılmışın dışında bir siyasi gündemle meşgul. Sokak siyasetinin gündeminden uzun süredir düşmeyen konu, CHP’deki son durum. Delegelerin oyuyla değişen parti yönetimi, aylar sonra mahkeme kararıyla yeniden eski haline döndürüldü.
Ve şimdi toplumun önemli bir kesimi aynı soruyu soruyor: Halkın iradesi gerçekten ne kadar belirleyici?
CHP’de yaşanan son gelişme, sadece bir parti içi mesele olmanın çok ötesine geçti. Çünkü tartışma artık Özgür Özel ya da Kemal Kılıçdaroğlu kişisel rekabetini aştı. Artık asıl tartışılan konu, Türkiye’de siyasetin yönünü sandığın mı yoksa yargı süreçlerinin mi belirlediğidir.
Elbette hukuk devletinde mahkeme kararları önemlidir ve saygı duyulmalıdır. Ancak demokrasilerde hukuk kadar önemli bir başka unsur daha vardır: Toplum vicdanı.
Toplum, bazen bir kararın hukuki olup olmadığına değil; o kararın hangi dönemde, hangi şartlarda alındığına ve hangi sonuçları doğuracağına bakar. Bugün yaşanan tartışmanın temelinde de tam olarak bu anlayış yatıyor.
Türkiye’de uzun süredir adalet sisteminin bağımsızlığı konusunda ciddi endişeler dile getiriliyordu. Sadece muhalefet seçmeni değil, siyasetten uzak duran birçok vatandaş da aynı kaygıyı taşıyor: “Kararlar gerçekten hukukun üstünlüğü temelinde mi alınıyor, yoksa siyasi dengeler mi etkili oluyor?”
CHP üzerinden yaşanan bu süreç, o tartışmaları yeniden alevlendirdi. Çünkü milyonlarca insanın zihninde aynı soru dolaşıyor: Eğer bir siyasi partinin delegelerinin verdiği karar, aylar sonra farklı yollarla değiştirilebiliyorsa, sandığın anlamı nedir?
Daha dikkat çekici olan ise Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden sahneye taşınmasıdır. Bu dönüş gerçekten hukuki bir zorunluluk mudur, yoksa Türk siyasetinde muhalefeti yeniden şekillendirme hamlesi midir? Kamuoyunun asıl tartıştığı nokta da budur.
Özellikle son yıllarda insanlar, siyasi hamlelerin zamanlamasına daha dikkatli bakıyor. “Tam da muhalefet kendi içinde yeni bir ivme yakalamışken neden böyle bir süreç yaşandı?” sorusu, birçok vatandaş tarafından yüksek sesle dillendiriliyor.
Özgür Özel yönetimi kusursuz muydu?
Elbette değildi. Ancak CHP tabanının önemli bir kısmı, uzun yıllar sonra ilk kez parti içinde gerçek bir değişim duygusunun oluştuğunu düşünüyordu. Şimdi ise o seçmen kitlesi, kendi iradesinin yok sayıldığı hissine kapılmış durumda.
İşte siyasetin en tehlikeli noktası da burasıdır. İnsanlar bir siyasi partiyi kaybettiğinde yeniden umutlanabilir.
Ama demokrasiye olan inancını kaybetmeye başladığında, toplumun ruhunda çok daha derin kırılmalar oluşur.
Çünkü demokrasi yalnızca sandığa gitmek değildir. Demokrasi, iradesini kullanarak yaptığı tercihin hayata geçtiğine inanmaktır.
Çıkan sonuca herkesin saygı göstermesidir. Aksi takdirde zihinlerde şu soru büyümeye başlar: “Madem son sözü yine başka mekanizmalar söyleyecek, o zaman halk neden sandığa gidiyor?”
CHP yönetiminin bundan sonra izleyeceği yol, tabanın tepkisi ve muhalefetin bu kırılmadan nasıl çıkacağı, önümüzdeki günlerin en kritik siyasi başlığı olacak gibi görünüyor.
Ancak bugün yaşananlar sadece bir parti meselesi değildir. Bugün yaşananlar, Türkiye’de demokrasi kavramının toplum gözündeki itibarının ne kadar zedelendiğinin de açık bir göstergesidir.
Belki bugün konuşulan isim Kemal Kılıçdaroğlu’dur. Ama asıl tartışılan şey çok daha büyüktür: Türkiye’de kararı mercii gerçekten halk mıdır?
İyi hafta sonları diliyorum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz