RAMAZAN’IN GÖLGESİNDE YÜKSELEN FİYATLAR VE MİLYONLARIN SESSİZ ÇIĞLIĞI

0
34

Sezin KILIÇ

Sevgili okurlar, Ramazan ayı geldi çattı yine… O mübarek sofraların bereketiyle dolup taştığı, oruçların tutulduğu, duaların yükseldiği o kutsal zaman. Ama bu yıl, Gaziantep’in sokaklarında gezerken, pazarlarda dolaşırken içim bir başka buruk.
Neden mi? Çünkü fiyatlar adeta uçmuş, enflasyonun pençesinde kıvranan halkımız, özellikle emeklilerimiz, asgari ücretli işçilerimiz ve yoksul ailelerimiz, bu bereket ayında bile sofralarını nasıl dolduracaklarını kara kara düşünüyor. Gelin, birlikte bu acının derinlerine inelim, çünkü bu sadece rakamların oyunu değil, insanlarımızın sessiz çığlığı.
Düşünün bir emekli amcayı, yıllarca alın teri dökmüş, Gaziantep’in sanayi atölyelerinde çalışmış, şimdi ise eline geçen o cüzi maaşla pazara gidiyor. Domatesin kilosu 50 lirayı geçmiş, nohut, mercimek deseniz ateş pahası. “Evladım, bu Ramazan’da iftar soframı nasıl kuracağım?” diye soruyor gözleri dolu dolu. Emeklilerimiz, hayatlarının baharında verdikleri emeğin karşılığını alamadan, ilaç parası mı yoksa ekmek mi diye seçim yapmak zorunda kalıyor. Gaziantep gibi bir şehirde, Antep fıstığının anavatanında bile, o fıstıklar artık lüks olmuş. Emekli teyzelerimiz, torunlarına bir avuç fıstık almak için günlerce hesap yapıyor, ama nafile… Fiyat artışları, onların umutlarını eritiyor, yalnızlıklarını daha da derinleştiriyor.
Peki ya asgari ücretli işçilerimiz? Sabahın köründe kalkıp, Gaziantep’in fabrikalarında, inşaatlarında ter döken o kardeşlerimiz… Aylık maaşları, artan kiralar, faturalar ve gıda fiyatları karşısında eriyip gidiyor. Ramazan’da sahur için bir tas çorba kaynatmak bile lüks hale gelmiş. Bir baba düşünün, yoksul bir aileden; çocuklarının gözlerindeki açlık parıltısını görüyor, ama markette et reyonuna yaklaşamıyor bile. “Baba, bu tatlılar neden bu kadar pahalı?” diye soran evladına ne diyecek? Fiyatlar yükselirken, onların sırtındaki yük de artıyor. Gaziantep’in meşhur baklava atölyelerinde çalışan işçiler, o tatlıları üretirken kendi sofralarına bir dilim bile koyamıyor. Bu mu adalet? Bu mu bereket ayı?
Ve yoksul ailelerimiz… Ah o aileler ki, Gaziantep’in dar sokaklarında, eski evlerinde hayata tutunmaya çalışıyor. Ramazan yardımları bekler hale gelmişler, ama o yardımlar bile yetmiyor. Bir anne, çocuğunun iftar için istediği bir kâse yoğurdu almak için pazarda saatlerce pazarlık yapıyor, ama fiyatlar inmeyecek kadar katı. Çocukların gözlerindeki o masum beklenti, ailelerin yüreğini dağlıyor. Fiyat artışları, sadece cüzdanları değil, aile bağlarını da zedeliyor. Gaziantep’in tarihi çarşılarında, eskiden bereket fışkıran tezgâhlar şimdi ıssız. Esnaf bile şikâyetçi, ama asıl mağdur o yoksul aileler. Bu şehir, lezzetleriyle ünlü ama şimdi o lezzetler ulaşılmaz olmuş.
Sevgili okurlar, Ramazan ayı bize paylaşmayı, empatiyi öğretir. Ama bu fiyat artışlarının gölgesinde, emeklilerimizin, asgari ücretlilerimizin ve yoksul ailelerimizin yaşadığı bu zorluklar, hepimizi sorgulatmalı. Gaziantep gibi bir şehrin, sanayisiyle, kültürüyle parlayan bu kentin insanları neden bu acıları çekiyor? Yetkililere sesleniyorum: Bu çığlığı duyun! Emekli maaşlarını artırın, fiyat denetimlerini sıkılaştırın, yoksullara el uzatın. Çünkü Ramazan, sadece oruç tutmak değil, birbirimizin yükünü hafifletmektir.
Unutmayalım, Mevlana’nın dediği gibi, “Açlık, Allah’ın sofrasına davetiyedir.” Ama bu açlık, fiyatların zulmünden olmasın. Tüm zorluklara rağmen, Ramazan’ınız bereketli olsun. Belki yarınlar daha adil olur, umudumuzu kaybetmeyelim.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz