MUTLU BAYRAMLAR DİLEMEK İSTERDİM AMA…

0
30

Esra Arslanergün BÖLÜKBAŞI

Bayram sabahına uyandık. Şeker tadında olması gereken bir gün… Ama ağzımızda dağılan şey ne yazık ki lokum değil; biraz küresel kriz, çokça bölgesel mesele, üstüne serpiştirilmiş bolca “alıştık artık” hissi.
Dünyanın hali malum: Savaşlar hiç olmadığı kadar “uzaktan izlenebilir”, ama bir o kadar da yakıcı. Bir yanda Filistin’de bitmek bilmeyen acı, diğer yanda İran’daki iç gerilim… Derken Amerika ve İsrail’in müdahalesiyle bu durum artık “gerilim” olmaktan çıkıp fiilen bölgesel bir savaşa dönüşmüş durumda. 2022’de başlayan Ukrayna-Rusya savaşı ise uzun süreli bir yıpratma savaşına evrildi. Öte yanda Çin ile Tayvan arasında, Amerika’nın da körüklediği bir kriz yaşanıyor. Kuzey Kore’nin füze denemeleri Güney Kore ve Amerika ile gerilimi tırmandırıyor. “Üçüncü Dünya Savaşı çıkar mı?” diye düşünürken…
Artık öyle bir noktaya geldik ki, sabah haberlerini açarken “Bugün nerede ne olmuş?” değil, “Bugün ne olmamış?” diye soruyor insan. Bayram mesajlarıyla savaş görüntülerinin aynı akışta kaybolduğu bir çağdayız.
Bizim memlekette de bayramın klasik soruları değişti. Eskiden “Nerede bayramlaşacağız?” denirdi, şimdi “Bu bayramı nasıl çıkaracağız?” diye soruluyor. İşsizlik hâlâ evin en kalabalık misafiri, parasızlık sofranın en sessiz ama en baskın konuğu. İş güvenliği ise çoğu zaman bir temenniden ibaret; “Dikkatli olun” deniyor ama dikkat, ihmali telafi etmiyor. Çocuklar bayramlık giymesi gerekirken, bazıları hâlâ çalıştıkları yerlerde hayatla pazarlık yapıyor. Ve ne yazık ki bu pazarlık bazen geri dönüşsüz bitiyor.
Hukuk deseniz, o da bayram iznine çıkmış gibi. Hak aramak çoğu zaman bir sabır sınavına, adalet beklentisi ise uzun vadeli bir yatırıma dönüşmüş durumda. İnsanlar haklarını ararken yoruluyor; bazen vazgeçiyor, bazen de “Zaten değişmez” diyerek susuyor. Belki de en büyük ihlal burada başlıyor: Umudun yavaş yavaş törpülenmesinde.
Komşumuz Suriye ise yıllardır süren yıkımın ardından toparlanacak diye düşünülürken, hâlâ parçalanmış bir yapıda ve her gün yeni çatışmaların yaşandığı bir durumda. Biz uzaktan bakıp “Düzeliyor mu acaba?” diye sorarken, onlar her gün sıfırdan başlama provası yapıyor.
Bütün bunların ortasında bayram… İronik bir şekilde hâlâ en çok ihtiyaç duyduğumuz şey belki de bu: Birbirimize “İyi bayramlar” diyebilmek. Çünkü o cümlenin içinde, hâlâ iyi bir şeylerin mümkün olduğuna dair küçük bir umut var. Belki de bayram, gerçekliğin ağırlığını bir günlüğüne hafifletme çabasıdır.
O yüzden bu bayram, klasik dileklerin biraz dışına çıkalım: “Şekeriniz bol olsun” demeyeceğim; adaletiniz bol olsun. “Harçlığınız artsın” demeyeceğim; emeğinizin karşılığı eksilmesin. Sağlık dileyeceğim elbette ama yanına biraz da güvenli bir hayat, insanca çalışma koşulları ekleyerek…
Bayramınız kutlu olsun. Temennisi bol, umudu inatçı bir bayram olsun.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz