ÇOCUKLARI YEDİLER VE DÜNYA SUSTU!

0
17

Nurcan CEYRAN

Bu bir skandal değil.
Bu bir ifşa bile değil.
Bu, insanlığın karanlıkta kurduğu bir paralel evrenin çat diye açılan perdesi.
Bu paralel evrende ahlak askıya alınmış durumda.
Hukuk esnetilebilir.
Vicdan ise “fazla duygusal” bulunuyor.
Çünkü burası elitizmin, kendini dokunulmaz sananların oyun alanı.
Tüm dünya bu dosyayı biliyor.
Takip etti.
Okudu.
İzledi.
Ama mesele tam da burada başladı:
Herkes bildi, kimse bağırmadı.
Jeffrey Epstein adı bu yüzden sadece bir isim değil.
O isim, bir sistemin kapı aralığı.
Epstein tek başına bir sapık değl, onun gibi güçlü, varlıklı, tepeden insanların oluşturduğu bir kalabalıktan sadece biriydi…
O, küresel bir düzenin vitrin mankeniydi.
Bu suskunluk sıradan değil, normalizasyon sürecinin sonucuydu…
Önce “iddia” dediler.
Sonra “karmaşık” dediler.
Sonra “kanıtlanmalı” dediler.
En sonunda da “gündem değiştirelim” dediler.
Aslında bir çok kişi kendinde ve çevresinden korktu belki de…
Çünkü bu bir suç hikâyesi değil;
Caniliğin, vahşetin sergilendiği bir panayır yeri olmuştu…
Elitlerin, sarayların, özel jetlerin, “saygın” yüzlerin dolaştığı bir panayır.
Ve bu panayırda meta olan şey sadece çocuklardı.
Burada çocuk, insan değil,, çocuk, bir araç, bir yatırım. Bir deney nesnesiydi…
Kendini seküler, entelektüel, ilerici, modern diye tanımlayan bir sınıf;
ahlakı, hukuku, insan onurunu arka kapıdan çıkardı.
Yerine güç tapınmasını koydu.
Para dokunulmazlık oldu.
Statü masumiyet sayıldı.
Bu, tam anlamıyla bir dekadans hâlidir.
Çürümenin, lüksle kamufle edilmesi.
Çocukları yemişler.
Bu bir mecaz değil.
Bu bir abartı hiç değil.
Çocukları yemişler.
Küçücük yaşlardaki çocukların günlerce sistematik olarak tecavüz, istismar, işkence edildiği bir dosyadan bahsediliyor, özendiğimiz, onlar gibi olmak için çaba harcadığımız batılı Dünya bahsediyoruz…
bunun bireysel bir sapma değil, organize bir düzen olduğu anlatılıyor.
Bu bir “zevk” meselesi değil;
bu bir ritüel, bir iktidar gösterisi başka bir şey değil.
Aslında bu noktada mesele sapıklık olmaktan da çıkıyor;
bu doğrudan sapkınlık.
Bazı inanç kırıntıları…
Bazı sözde mistik öğretiler…
Kadim olduğu iddia edilen ama insanlıktan tamamen kopmuş anlatılar…
Genç kalma, yenilenme, ölümü geciktirme takıntısı…
Çocuklardan alınan genç kan ile gençleşileceğine inanılan karanlık bir akıl.
Bilim ve tıp, insanlığı iyileştirmek yerine,
bu aklı rasyonalize etmek için kullanılmış.
Bilgi, suçu aklamak için seferber edilmiş.
İnsanlık dışılık, entelektüel jargonla paketlenmiş.
Ve dünya buna ne yaptı?
Bir süre izledi.
Sonra yoruldu.
Sonra susmayı seçti.
Bu suskunluk bir refleks değil.
Bu bilinçli bir sessizlik orucu.
Çünkü konuşmak bedel ister.
Çünkü güç sahipleri rahatsız edilmek istemez.
Çünkü hegemonya, sarsılmaktan hoşlanmaz.
Büyükler sustu.
Saygınlar korundu.
Saraylar kapılarını kapattı.
Dosyalar raflara kaldırıldı.
Ve bu dosyalarda sadece Batı yok.
Sadece Amerika yok.
İddialarda, Türkiye’de de birçok insanın adının geçtiği konuşuluyor.
Ama burada da tanıdık bir refleks devreye giriyor:
Susmak, görmemek, duymamak.
Masum, hiçbir şeyden haberi olmayan çocuklar acılar içinde yok olurken, yetişkinler konforlarını korudu.
En mide bulandırıcı olan ne biliyor musunuz?
Kimsenin gerçekten şaşırmamış olması.
Herkes “olabilir” dedi.
Herkes “her yerde var” dedi.
Herkes “kanıtlanmalı” dedi.
Ama kimse “dur” demedi.
Bu bir din meselesi değil.
Bu bir inanç meselesi hiç değil.
Bu, her şeyi meşrulaştıran bir güç ideolojisi.
İlk iddialar ele alınsaydı belki bu insanlar bu kadar katliam yapamayacaktı.
Sessiz kalmamak cesaret değil elbette.
Ana sessiz kalmamak, insanlık onurudur.
Bugün susan herkes, bu panayırda bilet almış seyircidir.
Çocukları yediler.
Ve bu güç tapınması bitmediği sürece maalesef yemeye devam devam edecekler…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz