Nurcan CEYRAN
Bir zamanlar bayram sabahları daha erken başlardı. Güneş bile daha sahici doğardı sanki.
Evde bir telaş değil, bir ruh olurdu. Mayana kokusu, anason, mahlep, mis gibi kokan çörek, börek, baklavalar, hele bir de Gaziantep’in mis kokulu bayram yuvalaması…
Mutfaktan gelen kokular, kapıdan girip çıkan misafirler, büyüklerin sesi, küçüklerin çığlığı… Her şey yerli yerinde gibi büyük bir kargaşa…
Çoğu zaman şikâyet ettiğimiz, çoğu zaman “yılda bir” diyerek özenle hazırladığımız bir atmosfer…
O zamanlar bayram YAŞANIRDI…Şimdi ise bayramlar “yaşanmıyor”, yönetiliyor. Adeta bir “organizasyon”, bir “konsept” hâline geldi.
Kim ne giymiş, kim nerede, hangi masa daha şık, hangi fotoğraf daha çok beğeni alır… Hissetmek geri planda, göstermek ön plana çıkmış…
Bayram, bir “story” süresi kadar kısa artık.
Ve biz bunu normal kabul ediyoruz. En acısı da şu:
Büyükler gittikçe sadece insanlar eksilmiyor; bir asır, büyük bir zaman dilimi de kopup gidiyor hayatımızdan… Bir kültür, bir edep, bir derinlik de beraberinde gidiyor…
Onların yokluğu sadece bir sandalye boşluğu değil; bir anlam boşluğu, bir asrın kayboluşu, öğretinin, uyarıların, ayıpların, kuralların zaman içinde kayboluşu…
Şimdi sofralar dolu görünüyor. Tabaklar eksiksiz, masalar düzenli, herkes yerinde…
AMA BAYRAM YOK…
Çünkü bayram; kalabalık değil, büyük bir bağdı. Gösteri değil, gönüldü.
Biz ise gönlü kaybettik. Modern hayatın hızına “adaptasyon” sağlarken duygularımızı geride bıraktık. Her şeyi “update” ettik ama içimizi güncelleyemedik.
Daha hızlıyız, daha görünürüz, daha “aktifiz”…
Ama daha az hissediyoruz. Yarın yine bayram olacak. Fotoğraflar çekilecek, mesajlar kopyalanıp gönderilecek, ziyaretler bir görev gibi tamamlanacak. Her şey yapılacak… ama çok az şey hissedilecek.
Ve biz yine kalabalık sofralarda, kimsenin dile getirmediği o gerçeğin içinde oturacağız:
Bir tabak eksik değil artık…
BİR SANDALYE DAHA BOŞALMIŞ DEĞİL,
İçerde kocaman bir boşluk; hiçbir insan topluluğu ile dolmayacak, hiçbir hafriyat kumu, toprağı ile örtülmeyecek; ama hem görünür hem hissedilir büyük bir boşluk…
Büyükler bir bir eksilirken hayatımızdan, kültürümüzde de eksiliyor: saygı, sevgi, sorumluluk, güler yüzlü insan olabilme duygusu… Biz büyükleri kaybettikçe benliğimizi de kaybediyoruz farkında olmadan…
Belki birçok evde eksik girilecek bayrama, belki daha fazladan konmuş sandalye, masa olacak; gelinler, damatlar, torunlar…
Ama hiçbir şey tamamlayamayacak “toplanın” diyen, “herkes gelsin” diyen, varlığımızın ya da yokluğumuzun farkına varan koca çınarların yokluğunu…
Gelecek bayram ne getirir bilinmez, ama bir gerçek var ki geride kalan, elimizde olan, varlığını gördüğümüz, ellerinden tuttuğumuz, öpüp sarıldığımız büyüklerimizin, asrımızın kıymetini bilmek…
Biz bu bayram bir eksiğiz mesela…Yarım asırlık kütüphane, gelenek görenek, geleceğin ışığı, ata, yuvayı parlatan, bizlere ışık tutan o büyüklerin yokluğu demek ne acı…
İyi Bayramlar olsun tüm İslam âlemine.






