8 MART KADINLAR GÜNÜ ÖNCESİNDE BİR KADIN DAHA EKSİLDİ

0
31

Esra Arslanergün BÖLÜKBAŞI

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun raporlarına baktığımızda tablo ürkütücü. Kadınlar en çok en yakınları tarafından öldürülüyor. Ancak artık başka bir gerçekle daha yüz yüzeyiz: Şiddetin yaşı düşüyor. Failin yaşı düşüyor. Öfke büyüyor.
İstanbul’da bir kadın öğretmen, öğrencisi tarafından öldürüldü.
Bu cümle yalnızca bir adli vakayı anlatmıyor. Bu cümle bir sınıfı, bir aileyi, bir toplumu anlatıyor.
O öğretmen sadece bir kamu görevlisi değildi. Sabah evden çıkarken çocuğunun saçını düzelten bir anneydi.. Annesinin “Kızım dikkatli ol” diye uğurladığı evladıydı. Bir sınıfa girerken defter açtıran, hayal kurduran, gelecek anlatan bir kadındı.
Şimdi asıl soruyu soralım:
Bir çocuk, öğretmenine nasıl kıyabilir?
Bu soru yalnızca bireysel bir öfkenin değil, toplumsal bir iklimin sorusudur.
Okullarda akran zorbalığı artık münferit bir disiplin başlığı değil. Küçük yaşta öğrenilen güç gösterileri, aşağılamalar, şiddetin meşrulaştırılması… Zorbalık çoğu zaman “çocukluk meselesi” diye geçiştiriliyor. Oysa zorbalık, cezasız kaldığında karaktere dönüşür. Karakter, denetlenmediğinde şiddete evrilir.
Bu çocuklar şiddeti nerede öğreniyor?
Evde mi? Sokakta mı? Ekranda mı?
Yoksa her gün tanık olduğu cezasızlıkta mı?
Toplumda artan şiddet dili, kadınlara yönelen sistematik öfke ve “nasıl olsa bir şey olmaz” duygusu yalnızca yetişkinleri değil, çocukları da şekillendiriyor. Kadına yönelik şiddet haberleri sıradanlaştıkça, mahkeme salonlarından çıkan indirim kararları normalleştikçe, genç zihinler şunu öğreniyor: Güçlü olan bağırır, vuran kazanır, sonuçlar unutulur.
Oysa bir öğretmeni öldürmek yalnızca bir kadını öldürmek değildir.
Bir öğretmeni öldürmek, otoriteye değil emeğe saldırıdır.
Bir öğretmeni öldürmek, bilgiyi değil merhameti hedef almaktır.
Kadın olmak zaten başlı başına bir riskken, eğitim vermek de risk hâline geliyorsa burada bireysel bir trajediden değil, toplumsal bir kırılmadan söz ediyoruz.
Yaklaşan Kadınlar Günü öncesinde süslü cümleler kurulacak. Kadınların gücünden bahsedilecek. Oysa bir annenin mezarı başında gücün hiçbir anlamı yok. Bir evladın yokluğunda sloganlar yankı etmiyor.
Bu yazı bir suçlu arama yazısı değil. Bu bir yüzleşme çağrısıdır.
Okullarda psikolojik destek mekanizmaları yeterli mi?
Akran zorbalığı gerçekten ciddiye alınıyor mu?
Şiddete eğilim gösteren çocuklar erken fark ediliyor mu?
Cezasızlık algısı kırılabiliyor mu?
Kadına yönelik nefret diliyle gerçek bir mücadele veriliyor mu?
Bir anne çocuğunu büyütürken onu sadece beslemek değil, merhamet öğretmek zorunda.
Bir okul sadece sınav başarısı değil, karakter inşa etmek zorunda.
Bir devlet sadece yasalar çıkarmak değil, o yasaların caydırıcılığını hissettirmek zorunda.
Çünkü şiddet bir anda ortaya çıkmaz.
Şiddet, görmezden gelindikçe büyür.
Şiddet, sustukça cesaret bulur.
Şiddet, cezasız kaldıkça yayılır.
Ve en sonunda bir sınıftan taşar.
O gün geldiğinde artık konuştuğumuz şey bir disiplin suçu değil, bir insan hayatıdır.
Bir anne.
Bir evlat.
Bir kadın öğretmen ÖLDÜRÜLDÜ
8 Mart’a giderken belki de en çok şu soruyu sormalıyız:
Kadınları koruyamayan bir toplum, çocuklarını gerçekten koruyabilir mi?

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz