Vaatler depremi durdurmaya yetecek mi?

0
102

Türkiye yoğun bir yerel seçim temposundan daha yeni çıktı ve bu süreçte en çok tartışılan başlıklardan biri de deprem oldu. Türkiye’nin bir gerçeği olarak karşımıza çıkan depremle ilgili, yerel yönetim adayları çok sayıda vaat ve proje açıkladı ama depremin yıkıcılığının en önemli etkileyicisi olan binaların yapım inşaatlarına dair pek konuşan siyasetçi olmadı. Malzeme ve Metalurji Mühendisi Erhan Mataracı ise, işte bu noktaya dikkat çeken bir değerlendirme yaptı.
Değerlendirmesine “Deprem konutlarıyla ilgili vaatler seçim savaşlarının tartışmasız en önemli silahlarından birisiydi” diyerek başlayan Mataracı, “Türkiye’de yapılan sadece konutlar değil, yollar, viyadükler, köprüler, fabrikalarda da uluslararası olarak kabul edilmiş ve dünyanın en gelişmemiş ülkelerinde bile artık kullanılan yöntemler kullanılmıyor. Türkiye’de her tür yapı yalnızca en kısa zamanda tamamlanmak ve kar elde etmek üzere yapılıyor ancak bu esnada yapının kalitesi, yapım metotları, dayanıklılığı maalesef göz ardı ediliyor” dedi.
ÖNCELİK KRİTERLERİ BELİRLEYİP UYGULAMAK
Herhangi bir tesis, altyapı projesi, bina yapımına başlamadan öncelikli olarak tesisin hangi amaçla kullanılacağının, bölge için oluşturacağı risklerin tamamlanma süresinin, yapım esnasında hangi kriterlere uyulacağının tespit edilmesi gerektiğini belirten Mataracı, “Ülkenin hem ekonomik hem de teknik açıdan en iyi yapıların ortaya çıkarılabilmesi için en başta belirlenen kriterlere göre iş tamamlanmalıdır” ifadelerini kullandı.
ANCAK MERKEZİ OTORİTE KONTROL EDERSE…
Ülkemizde son yıllarda sermaye sahiplerinin yeni yatırımlarıyla çok ciddi projeler yapıldığına ve bu projelerin ekonomik açıdan Türkiye’ye de yatırımcılarına da en yüksek faydayı sağlaması istendiğine dikkat çeken Erhan Mataracı “ancak bu işler yapılırken bahsettiğimiz kriterlere ne kadar uyulduğu merkezi otorite tarafından ciddi şekilde kontrol edilmesi gereken konular arasında” dedi.
TEKNİK AÇIDAN HİÇBİRİ STANDARDA UYGUN DEĞİL
Türkiye’nin son yıllarda yaptığı çok büyük projelerde hem teknik hem hukuki sayısız uygunsuzluğun yaşandığını vurgulayan Erhan Mataracı, “Milyarlarca liranın yatırıldığı bu projeler gerçekten ülke ekonomisine ve insanlarımıza ne kadar fayda sağlıyor” sorusunu yönelttikten sonra bu projelerin teknik ve ekonomik olarak iki kısımda incelenebileceğini belirtti. “Teknik olarak bakıldığında hiçbir projenin uluslararası veya Türkiye açısından kabul edilmiş standartlara göre yapılmadığını görüyoruz. Projeler patronlar tarafından görevlendirilmiş olan proje yöneticilerinin veya onların işe aldıkları kişilerin şahsi deneyimleri veya araştırmalarıyla yapılıyor. Tabi ki böyle bir yapım işinin neticesinde binaların doğal afetlere dayanıklılığı, amacına uygunlukları ciddi bir soru işareti oluyor” dedi.
Çok önemli olduğu söylenen projelerde işin sahibi firmalara işin hangi uluslararası standartlara uygun yapıldığı sorulduğunda çoğunlukla bu sorunun cevapsız kaldığının altını çizen Mataracı, “Güvenlik ve kalite açısından alınan önlemlerle ilgili sorular genellikle geçiştiriliyor çünkü projelerin yetkilileri genellikle bu tür standartların varlıklarından bile bihaber olabiliyorlar” diye konuştu.
ŞAŞALI AÇILIŞLARIN PERDE ARAKASINDA NE VAR?
Projelere ekonomik olarak bakıldığında da, yapıları yalnızca tamamlandıktan sonraki karlarıyla değerlendirmenin doğru bir yaklaşım olmadığına değinen Erhan Mataracı şu ifadeleri kullandı:
“Türkiye’nin en büyük gelir kaynağının müteahhitlik olduğu düşünüldüğünde bu yapıların inşaası aşamasındaki ekonomik etkileri de değerlendirilmeli. Türkiye’de yapılan en büyük projelerde sayısız şirket ve personel ödemelerini alamıyorlar ve yıllarca süren mahkeme süreçlerinin sonunda genelde kaybediyorlar. Paralarını alamayan taşeron firmalarda personellerinin ödemelerini yapamıyorlar ve her projede ciddi anlamda ekonomik bir zarar görme söz konusu oluyor. Bazen yüz kişinin çalışacağı bir fabrikanın yapımında çalışan binlerce insan ödemelerini alamadıkları için hukuki yollara başvuruyorlar ve bu başvurularından sonuç almaları yıllar sürebiliyor. Yatırımın sahibi olan müteahhit veya yatırımcı patronların görevlendirdiği şahısların iki dudağının arasında yüzlerce firma bazen de binlerce çalışan yıllarca atlatamayacakları problemler yaşıyorlar. Bazen mahkeme süreçleri 8-10 yıla kadar uzayabiliyor. Kısacası açılışlarında büyük kutlamaların yapıldığı birçok projenin perde arkasında o projeden hakkını alamamış firma veya çalışanlar oluyor.”
TÜRKİYE BU KAOSTAN NASIL ÇIKACAK?
Malzeme ve Metalurji Mühendisi Erhan Mataracı “Yapım mevzuatlarının hem teknik olarak hem hukuki olarak uzman kadrolar tarafından belirlenmesi ve hızlı şekilde yürürlüğe sokulmasıyla Türkiye hem daha dayanıklı, hem daha kaliteli hem de ülkeye daha faydalı yatırımların yapılabileceği bir hale gelebilir” derken “Çok değerli teknik personeller bulunduran ülkemizde acilen yapılması gereken şey işlerini gerçekten bilen kişiler tarafından komisyonlar oluşturulması ve mevzuatların yenilenmesi ve bu mevzuatların takibini hem hızlı hem de en güvenli şekilde kontrol edecek sistemlerin oluşmasıdır” diye konuştu.
Aksi durumda Türkiye’nin yıllardır tartıştığı ve maalesef acı dersler çıkardığı doğal afetler sonucunda telafisi mümkün olmayan acılar yaşamaya devam edeceğinin altını çizen Mataracı “Ve 7’den 77’ye halk kendi alanı olmayan konularda bireysel önlemler almaya zorlanacak” değerlendirmesini yaptı.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz