Milli jimnastikçi, kadın, öğretmen, anne… Gaziantep’in gururu

0

Türk jimnastiğini başarıyla temsil eden milli sporcu Göksu Üçtaş Şanlı, aynı zamanda bir kız çocuğu annesi. Sorularımızı yanıtlayan Şanlı, mevcut altyapı atılımıyla jimnastiğin daha da yaygınlaşacağına inanıyor.

Milli cimnastikçi, kadın, öğretmen, anne...

Türkiye’de jimnastik sporuna gönül ve emek verenler son yıllarda müthiş başarılara imza atıyor, adeta tarih yazıyorlar. Diğer bütün spor dallarının temeli olan jimnastiğin Türkiye’de yaygınlaşması, gelişmesi, elde edilen uluslararası başarılar bir altyapı devriminin habercisi olabilir. Ne de olsa, “Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur.” 

Aydınlık’tan Selenga Artar Yağcı’nın konuğu milli jimnastikçi Göksu Üçtaş Şanlı, jimnastikte ülkemizin ilk kadın Olimpiyat temsilcisi olarak soruları yanıtladı…

İLK MADALYA 7 YAŞINDA

Sayın Şanlı, kendinizi ve spor hayatınızı anlatır mısınız?

1990 Gaziantep doğumluyum. Jimnastiğe 5 yaşımda başladım. Bolu Yatılı Jimnastik Kamp Eğitim Merkezinde yetiştim. Eğitim ve spor hayatımı Bolu’da sürdürdüm. İlk madalyamı 7 yaşımda okullar arası oyunlarda aldım. 12 yaşımda Milli Takıma girdim. Abant İzzet Baysal Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu’nda, beden eğitimi öğretmenliğini bitirdim. 2012 Olimpiyat Oyunlarından sonra 3,5 yıl spora ara verdim. Bu dönemde beden eğitimi öğretmenliği ve antrenörlük yaptım. 2016 yılında tekrar faal jimnastiğe başladım. Halen Artistik Jimnastik Milli Takımı sporcusu olarak antrenmanlarımı İzmir’de sürdürüyorum. Evliyim ve bir kızım var.

Milli takımla elde ettiğiniz uluslararası dereceleriniz nelerdir?

2009’da İtalya Pescara’daki Akdeniz Oyunlarında atlama masası ikinciliği; 2010’da Katar Doha’daki Dünya Kupasında yer aleti üçüncülüğü; 2010’da Çek Cumhuriyeti Ostrava’daki Dünya Kupası Grand Prix’de yer aleti birinciliği, denge aleti ikinciliği, atlama masası ikinciliği dereceleri aldım. 2012 Londra Olimpiyatlarında, Cumhuriyet tarihimizin Olimpiyata katılan ilk Türk kadın jimnastikçisi oldum. 2017’de Bakü’deki İslami Dayanışma Oyunlarında denge aleti birincisi, yer aleti ikincisi; 2018’de İspanya Tarragona’daki Akdeniz Oyunlarında yer aleti ikincisi; 2020’de Mersin’deki Artistik Jimnastik Avrupa Şampiyonasında yer aleti ikincisi oldum.

25 YILDIR SPORUN İÇİNDE 

Bir koltuğa birçok karpuz sığdırdığınızı görüyoruz. Jimnastikçi, kadın, milli sporcu, öğretmen, anne… Hangisiyle kendinizi en çok tanımlarsınız?

Sanırım en çok sporcu kimliğimle tanımlarım. Neredeyse 25 yıldır bu işin içindeyim ve bunun 22 yılı aktif sporculukla geçti. Hangi kimliğe bürünürsem bürüneyim, sporcu tarafım hâlâ ağır basıyor. Yaşamım bunun üzerine kurulu.

Toplumsal değerler ve yargılar çerçevesinde sporda kadın olmanın zorluğundan söz edebilir misiniz? Spora destek konusunda kadınlara pozitif ayrımcılık gerekir mi?

Kadının spora katılımı, toplumdaki genel statüsünden ayrı düşünülemez. Dünya genelinde kadının konumu ve kendisine biçilen roller düşünüldüğünde, spor içinde kadının sporcu özelliğinden önce, cinsiyetiyle değerlendirildiği söylenebilir. Cinsiyetçi yaklaşımlar, her konuda olduğu gibi, sporda da söz konusu. Spor dallarında, farklı yüzdelik performans düzeyleri bakımından, bir dominant taraf olması doğaldır. Toplumların, gelişim düzeylerine göre konuya bakış açıları farklılıklar gösterir. Endüstrileşmiş ülkelerde kadınların spora katılım oranı yüksekken, gelişmekte olan ülkelerde oran düşüktür. Çünkü o toplumlarda kadının, yani “dişi cinsin” hâlâ yalnızca doğurganlık için yaratıldığı, ter yerine parfüm kokması gerektiği, aktif yaşam yerine pasif yaşamı seçmesinin uygun olduğu düşünülebiliyor. 

‘SPORCU, SPORCULUĞU ÜZERİNDEN DEĞERLENDİRİLMELİ’ 

Kadın spor haberleri genellikle sporun kendisi ile ilgili değil, alışılmamışlık ve mizahi olması üzerine kurulur. Medyada kadın sporcularla ilgili haberlerin çoğunda, ev hanımı ve annelik özellikleri üzerinde durulur. Halbuki sporcu cinsiyet temelinde değil, sporculuğu üzerinden değerlendirilmeli. Sporda kadın bedenine yönelik geleneksel beklentiler değil, sporcu bedeninin getirdikleri kabul edilmeli. Kadınsılık, erkeksilik gibi değerlendirmeler değil, performans öne çıkarılmalı. Kadın sporcuların beden görünümü ne olursa olsun (saç, boy, kısa, uzun, şişman, zayıf) dalga geçmeye ve etiketlemeye gidilmeden iyi bir sporcu olarak yetiştirilmesi önemsenmeli. Sporculara kadınsılık üzerinden ayrımcılık uygulanmaması yönünde, başta antrenörler, yöneticiler, sporcular olmak üzere tüm topluma cinsiyet eşitliği eğitimleri verilmeli.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here