KAFA BULMAK, KAFA TUTMAK…

1

Seydi MİROĞLU

İkinci Dünya Savaşından mağlup olarak ayrılan Almanya, Atom Bombası atılarak dünyanın en büyük facialarından birine maruz bırakılan Japonya ya da NATO’ya girmemize vesile olan Kore Savaşı sonrası Güney Kore.
Çökmüş bir ekonomi, yerle bir olmuş devlet itibarı, yıllarca süren ve milyar dolarları bulan savaş tazminatları, moralmen bitik insan yığınları, yeniden yapılanma ve inşa süreçleri, alt yapılar, okullar, fabrikalar vs…
Düşünebiliyor musunuz? Bütün bu yaşananlar sonrası otuz kırk yıl kadar zaman diliminde nereden nereye geldiklerini. Endüstriyel üretim, marka değeri büyük şirketler, ağır makine sanayi hamleleri, bilgisayardan telefona, savunma sanayisinden otomobile kadar hemen her alanda önemli üretimler.
Hayran olmamak elde değil. Bu istikrar, bu irade, bu yeniden yapılanma, değişim, gelişim ve dönüşüm süreci takdire şayan. Defalarca tez konusu oldu. Akademik alandan tutunda kahve masalarında bile konuşulacak kadar ilgi çekiciydi. Uzun bir Avrupa gezisinden sonra kendisine sorduklarında Mehmet Akif Ersoy’un yıllar önce dediği gibi; ‘’dinleri var işimiz gibi, işleri var dinimiz gibi’’
Bizim de hayallerimiz vardı.
Yıllar yıllar önce yerli uçak ve otomobil rüyalarımız…
Bir hayalimiz vardı yıllar önce yarım kalan.
Bir hayalimiz vardı bugün gerçeğe dönüşen.
58 yıllık özlem. 58 yıllık vuslat.
1961 de yerli otomobil Devrim için de aynı şeyi yapmışlardı.
Dört ay gibi kısa bir sürede Türk Mühendisleri tarafından yapılan bir efsane…
29 Ekim sabahı, Devrimler motosikletli oldukça kalabalık bir trafik ekibinden oluşan eskortun arasında yola çıktı. Çıktı ama, eskorttakiler, benzin alma işinden haberleri olmadığı için, Mobil’e uğramadan yola devam ettiler. Meclis’ in önüne gelindiğinde durum anlaşıldı, acele getirilen benzin 1. Arabaya kondu. 2 numaraya konacağı sırada Cemal Gürsel Meclis’in önüne gelmiş ve Anıtkabir’e gitmek üzere 2 numaralı Devrim Otomobiline binmişti. Yola çıkıldı. Fakat 100 metre kadar sonra motor öksürerek durdu. Cemal Gürsel’in “Ne oluyor?“ sorusuna direksiyondaki Yüksek Mühendis Rıfat Serdaroğlu “Paşam, benzin bitti.“ cevabını verdi. Paşa’dan özür dilenilerek 1 numaralı Devrim’e geçmesi rica edildi. Buna uyan Cemal Gürsel Anıtkabir’ e bu otomobil ile gitti. İnerken ünlü “Batı kafasıyla otomobil yaptınız ama, doğu kafasıyla benzin ikmalini unuttunuz” sözlerini söyledi.
Ertesi gün bütün gazetelerin söz birliği etmişçesine “100 metre gidip bozuldu“ başlığını attıkları 2 numaralı Devrim, aynı gün Hipodrom’daki geçit törenine katılıyor, ne bundan, ne de Cemal Paşa’nın Anıtkabir’e bir başka Devrim otomobili ile gittiğinden söz ediliyor; yalnızca haber, yorum ve fıkralarda harcanan bunca paranın boşa gittiğinden dem vuruluyordu. Oysa aynı yıl Tarım Bakanlığı bütçesine konmuş bulunan “At neslinin ıslahı“ için 25 Milyon tl ödenek ve sonucundan kimse söz etmeyecekti.
Dün, Devrim otomobillerini istop ettirenler bugün yine ellerinden gelenleri yapıyorlar. Yerli uçak üretmeye, yerli savunma sanayi hamlelerini eleştirmeye, yerli otomobil konusunda karından konuşmaya devam ediyorlar.
Aradan geçen zamanda her şey değişti. Dünya değişti, Türkiye değişti ama onlar değişmedi. Varsın olsun. Takılıp kaldıkları çalıştırma tuşunda ‘’açma, kapama’’ yerine ‘’start, stop’’ yazması olsun.
Kafa bulmanın değil kafa tutmanın zamanı…
FUTBOL ASLA SADECE FUTBOL DEĞİLDİR
Günümüzün en popüler spor dalı.
Birçok gencin hayalini süsleyen, kitleleri peşinden sürükleyen o müthiş oyun.
Kitleselleştikçe endüstrileşen, endüstrileştikçe siyasallaşan bir oyun. Futbol artık sahada 22 kişinin oynadığı bir oyun olmaktan çıkmış bacası olmayan kocaman bir endüstriye dönüşmüştür.
Futbol, kitlelerin aidiyet duygusunu karşılayan en önemli unsurlardan biri haline gelmiş ve futbol sahası da politik, etnik veya dini kimliklerin temsil edildiği bir mücadele alanı olarak algılanmaya başlanmıştır. İngiltere de demir yolu işçilerinin kurduğu Liverpool, İspanya da Katalanların kurduğu Barcelona, İskoçya da Katoliklerin kurduğu Celtic gibi.
Futbolda kazanılan başarı, kazanan takımı destekleyen grubun ve hatta takıma atfedilen politik görüşün ya da etnik gurubun başarısı olarak görülüyor.
Futbol yaygınlaştıkça iktidarlar tarafından da ilgi gören bir oyun haline gelmesinin nedeni futbolun halkı etkileyerek sorunların ötesine götürebilecek dinamiklere sahip olmasıdır. Futbolla kitleler ülkenin siyasi ve ekonomik sorunlarını algılamaktan ve anlamaktan uzaklaşmaktadır. Böylece iktidarlar da rahatça yönetimlerini sürdürmektedir. Tarih boyunca ne olursa olsun, futbol fikirleri yaymak adına bir silah görevi dahi görmüştür.
Diktatör Francisco Franco 3 F formülü ile İspanya’yı kırk yıl yönetti. Fado, fiesta ve futbol.
Tarihi boyunca askeri darbelerle cebelleşen ülkemizde de benzer manzaralar yaşandı. Küme düşen MKE Ankaragücü Kenan Evren’in emriyle birinci lige geri döndü.
Özellikle Anadolu takımlarının şehrin ekonomisine, tanıtımına, popülerliğine çok ciddi katkıları olduğunu düşünenlerdenim. Son maçında Gaziantepspor’u yenerek şampiyon olan Beşiktaş’ın maçı için yaklaşık yirmi iki bin taraftar Gaziantep’e gelmişti. Bu insanlar Gaziantepli esnaflardan alışveriş yaptılar, lokantalarda yemekler yediler, taksilere bindiler, hediyelik eşyalar aldılar, kilolarca fıstık, kutu kutu baklava satışları ile ciddi bir ekonomik girdi sağlanmışlardı.
Süper Lig temsilcimiz Gaziantep FK için düzenlenen ‘’Gaziantep Tek Yürek’’ kampanyasında bu takımın sayesinde oldukça hatırı sayılır gelir elde eden restoran, lokanta ve baklavacıların forma satışına destek vermemeleri bırakın forma almayı destek program yemeğine bile katılmamalarının manasını sizlere bırakıyorum.
ÖZLENEN
Eskiden memurlar hatırı sayılır kişileri devreye sokar, tayin olmak için can atardı.
Öğrenciler üniversite tercihlerini yaparken sıralamaya mutlaka yazar gelmesi için dua ederlerdi.
Emekli olanlar burada yaşamaya, mezun olanlar burada çalışmaya karar verirlerdi.
Sosyal yaşamı üst seviyede, cebinizde ne kadar olursa olsun karnınızı doyurabileceğiniz dünyaca ünlü bir mutfak, ucuz kira, ucuz ulaşım, ucuz giyim kuşam. Memurluk ya da öğrencilik yapılacak bir şehirden başka ne beklenir ki?
Özlüyorum…
Şimdi başka memlekete tayin yaptırmak için uğraşan memurları, Gaziantep’i tercihlerine yazmayan öğrencileri gördükçe özlüyorum.
Bir kilo baklavanın 130 tl olduğu, baklavacıların şehrin takımının formasını almadığını gördükçe özlüyorum.
Özlüyorum eski ve güzel Gaziantep’i…

1 Yorum

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here