ERKAN BEBEK’TEN SURİYELİ MAHMUT’A

1
59

SEYDİ MİROĞLU

Üniversite yıllarımda çok enteresan biriyle tanışmıştım. Elektrik – Elektronik’ten Onur. İçine kapanık, ketum, gerekmedikçe kimseyle konuşmayan, kantine inmeyen, sürekli bahçede dolaşan gizemli birisi. Konsey Başkanlığım münasebeti ile Onurla arkadaş olduk. Kendinden hiç bahsetmez sürekli havadan sudan konuşur, sürekli bahçede dolaşırdık. Evine davet ettiğinde anahtarlığındaki kırmızı düdük dikkatimi çekmişti. Ders sırasında, yemekte, kafeteryada ya da herhangi bir yere oturduğunda yaptığı ilk şey anahtarlığını çıkarıp masaya koymaktı. Anahtarlığındaki kırmızı düdükten dolayı herkesin diline düşüp espri konusu olduğunda çok üzülmüş ve kendisine bu mevzuyu konuşma vakti geldiğini düşünmüştüm.
Anlatmaya başladı Onur. Kocaeli Gölcüklüydü. 17 Ağustos 1999 depreminde annesini, babasını ve kardeşini kaybetmiş. Kendisi ve ablası ise enkaz altından çıkarılmış. Ben ve ablam hayatımızı bu kırmızı düdüğe borçluyuz dedi ağlayarak. Deprem anında uykuda oldukları için hiçbir şey hatırlamıyor. Hatırladığı tek şey aynı odada kaldığı ablasının kendine sarılarak düdük çaldığı idi. Arama ekiplerinin duyduğu düdük sesi sayesinde yaklaşık iki gün sonra ablası ile beraber sonra enkaz altından yaralı olarak çıkarılmış. Elimi tutarak, abi dedi, sen söyle, Allah aşkına sen söyle, şimdi okulda falan bir deprem olsa enkaz altında kalsak bizi nasıl bulabilirler? Bana sarılınca yaşadıklarından ve ruh halinden dolayı üzülüp gözyaşlarına boğulmuştum.
Sadece Onur ve ailesi değildi enkaz altında kalan, o dönemin hükümeti ve diğer yetkililerde enkaz altında kalmıştı. Türkiye böyle bir felaket görmemişti. İstanbul, Sakarya, Yalova, Kocaeli gibi şehirler yerle bir olmuş hayatlar ve hayaller sönmüştü.
Gece 3’te olan depremi sabah 9’da duyan Ecevit (iddiaya göre uykusunu bölmemek için) ve hükümeti depremden günler sonra ortaya çıkmış, telekominikasyon altyapısının tamamen çöktüğünü irtibat kurulamadığını ifade edip çaresiz kaldıklarını söylemişti. Dönemin Kızılay’ı depremden 12 saat sonra battaniye, çadır vb yardımında (kısmen) bulunabilmişti. İnşalar göçük altındaki cenazelerini kendi paralarıyla tuttukları iş makineleri ile çıkartıyorlardı. Daha da önemlisi devletin böyle büyük afetler için hiçbir koordinasyon planı yoktu. Devletin bir tane bile ambulans uçağı ve helikopteri yoktu. Bırakın ilçeleri, büyük il merkezlerinde bile AFAT diye bir şey yoktu. Özellikle Kocaeli’nde depremde ölen yüzlerce kimsesiz mezarı var. Yardım maksadıyla kaçırılıp organ mafyasının eline düşen çocuklarda cabası. Bilmem hatırlar mısınız? O dönem bir albay, depremzedeler için gönderilen 3 kamyon yardım malzemesini İstanbul’da kendi akrabalarına dağıtırken suçüstü yakalandı, tutuklandı ve ihraç edildi. Ve en önemlisi diğer devletlerden gelen yardımlar devletin kasasında ödeyecek parası olmadığından memur maaşları ödemesi yapılıyor, depremzedeler ikinci hatta üçüncü kez mağduriyetler yaşıyordu. Dediğim gibi enkaz altında aslında devlet kalmıştı.
Fakat 99 Marmara Depremi dediğimizde bunların hiçbiri hatırlanmıyor. Dönemin ABD Başkanı Bill Clinton depremzedeleri değil de sanki bir mülteci kampını gezer gibi gelmiş, kucağına bir çocuk verilmiş ve burnunu sıkmıştı. Evet, Marmara Depremi, Erkan bebek tarafından burnu sıkılan Clinton fotoğrafı ile hatırlanıyor. Ne kadar sempatik ve şirin bir fotoğraf değil mi? Koca Amerikan Başkanının burnunu bir bebek sıkıyor. Mağdurlar, kayıp çocuklar, dağılan aileler, biten hayatlar, on binlerce ölü, psikolojik rahatsızlıklar, yardım paralarının memur maaşlarına ödendiği bir afet sadece bu fotoğrafla dezenformasyonla hatırlanıyor.
Elazığ Depreminde bu açıdan nelerin değiştiğini net bir şekilde gördük. Depremden 2 saat sonra devletin bütün kademeleri, kurumları oradaydı. Şu oldu, şöyle oldu, bu geldi, böyle yapıldı diye tekrara düşmeye gerek yok. Görmek isteyenler için her şey ortada. Burada ne işleri var deyip taşa tuttuğumuz Suriyeli Mahmut enkaz altından tırnaklarıyla iki kişiyi çıkarıyor.
Sayın Cumhurbaşkanımızın ‘’vatandaşlık verebiliriz’’ dediği Suriyeli Mahmut ‘’ben bunları vatandaşlık almak için yapmadım’’ demesi ayrıca anlamlı.
Burun sıkan Erkan bebekten, enkazdan can kurtaran Suriyeli Mahmut’a fotoğrafı değişen, dönüşen, herhangi bir afet anında vatandaşın yanında olan ‘’Yeni Türkiye’’ fotoğrafıdır.
Ez cümle; iyi insan olmak için Türk olmaya gerek olunmadığı gibi kötü olmak için de Suriyeli olmaya gerek yok…!
İSMİ VAR CİSMİ YOK
Kuruldu, kurulacak, kuruluyor, kurulmaya çalışılıyor diye devam eden cümleler.
Tarihler veriliyor.
Aralıkta kurulacaktı, Ocak ayına sarktı, olmadı Şubat’ın ilk haftası.
Kurulmayan ya da henüz kurulmamış parti ile ilgili Gaziantep İl Başkanlığı için Celal Doğan isminin konuşuluyor olması çok enteresan.
Ticari faaliyet yürüten firmalar piyasaya yeni bir ürün sürecekken reklam çalışmalarında bu yöntemi kullanır. Merak unsuru, tartışma ve karşılaştırma yöntemi.
Tüketici ürünün kalitesinden, içeriğinden çok merak unsuru ve tartışmaya açık bir yöntem ile pazarlanan ürüne dikkat eder.
Ne yalan söyleyeyim bu yöntemle kimin kim üzerinden gündemde kalıp reklam yaptığı muamma, en azından Gaziantep yerelinde.

seydimiroglu2727@hotmail.com

1 Yorum

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz