Güneydoğu’dan Orta Doğu’ya ihracat düşerken Afrika’ya artış var

0
103

Güneydoğu Anadolu’nun toplam ihracatındaki yüzde 31,2 payıyla liderliğini sürdüren hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri sektörünün ihracatı, 2026 yılının ilk çeyreğinde 871,3 milyon dolar olarak gerçekleşti. Geçen yılın aynı dönemine göre miktar bazında yüzde 6,8 düşüş yaşanırken, değer bazındaki gerileme yüzde 2,9 seviyesinde kaldı.
Bölgeden üç aylık dönemde yaklaşık 285,8 bin ton makarna, 191,8 bin ton buğday unu ve 121 bin ton ayçiçek yağı ihraç edildi. En fazla gelir elde edilen ürün olan ayçiçek yağında ihracat yüzde 31,1 artışla 195,6 milyon dolara ulaşırken, ikinci sırada yer alan makarnanın ihracatı yüzde 9,4 artışla 156,2 milyon dolar oldu. Bu dönemde ortalama ihracat birim fiyatlarındaki artış yüzde 4,2 olarak gerçekleşti.
ORTA DOĞU’YA İHRACAT DÜŞERKEN AFRİKA’DA ARTIŞ SAĞLANDI
Orta Doğu’ya yapılan ihracat yüzde 20,8 düşüşle 340,7 milyon dolar olurken, 317,2 milyon dolarlık ihracatın gerçekleştiği Afrika pazarında ise yüzde 20,9’luk bir artış kaydedildi.
“ALICILARIN DAHA TEMKİNLİ VE FİYAT ODAKLI HAREKET EDECEĞİ BİR DÖNEME GİRİYORUZ”
Merkezi Gaziantep’te bulunan Güneydoğu Anadolu Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği’nin Başkanı Celal Kadooğlu, Ortadoğu’daki gelişmeler ışığında enerji ve lojistik dengelerinin yeniden tanımlandığını belirterek şunları söyledi: “Irak’ın petrol ihracatında Türkiye güzergâhını daha aktif kullanma stratejisi ve Kalkınma Yolu gibi projelerin hız kazanması, ülkemizi yalnızca bir transit ülke değil, bölgesel ticaretin ve enerji akışının merkezlerinden biri haline getirebilecek stratejik bir fırsat sunuyor. Jeopolitik avantajların kısa vadeli kazanımlarla sınırlı kalmaması ve uzun vadede rekabet gücüne dönüşebilmesi için ticaret altyapısının, finansman ve tahsilat süreçlerinin ve sınır kapılarındaki operasyonel akışın aynı ölçüde güçlü ve öngörülebilir olması gerekiyor. Savaşa bağlı gerekçelerle küresel tarım piyasalarında ihracatçılarımız açısından baskı yaratan unsurların bir süre daha devam etmesini bekliyoruz. Karadeniz havzasında üretim beklentilerinin güçlü seyretmesine bağlı olarak fiyat odaklı rekabetin daha da artacağı bir döneme giriyoruz. Bu tablo, özellikle buğday unu, makarna ve ayçiçek yağı gibi temel ürünlerde daha da belirleyici olacak. Öte yandan enerji, gübre ve lojistik maliyetlerindeki artışın üretim maliyetlerine yansıması, yalnızca ihracat fiyatlarını değil, aynı zamanda ticaretin kontrat yapısını, risk iştahını ve pazar tercihlerini de doğrudan etkiliyor. Bu nedenle mevcut dönemi yalnızca jeopolitik bir kırılma olarak değil; fiyatlama davranışlarından tedarik zincirlerine, rekabet dengelerinden üretim planlamasına kadar uzanan çok katmanlı bir dönüşüm süreci olarak değerlendirmek gerekiyor.”
“Bazı Pazarlarda Daha Yoğun Bir Rekabetle Karşılaşacağız”
Bölgesel ticarette lojistik ve güzergâh konularında yaşanan değişimin rekabet baskısını artıracağını da dile getiren Kadooğlu, şöyle devam etti: “Irak ile Suriye arasında yaklaşık 14 yıldır kapalı olan sınır kapısının yeniden açılması ve alternatif transit hatların devreye girmesi, bölgesel ticaretin toplam büyüklüğünü artırma potansiyeli taşırken, Türkiye açısından mevcut lojistik üstünlüğün daha rekabetçi bir zemine taşınmasına neden olabilir. Bugüne kadar Türkiye üzerinden akan ticaretin belirli bir zorunlulukla şekillendiği bir yapıdan, alternatif koridorların olduğu çok merkezli bir yapıya geçilebilir.Maliyet ve süre avantajları sağlayan yeni hatların aktif hale gelmesi, Türk ihracatçılarının bazı pazarlarda daha yoğun bir rekabetle karşılaşmasına yol açması muhtemel. Nitekim bu süreçte yalnızca lojistik hatlar değil, aynı pazarlara erişen tedarikçilerin sayısı ve çeşitliliği de artıyor. Bu da özellikle Afrika ve Orta Doğu pazarlarında fiyat hassasiyetinin daha da belirleyici hale gelmesine yol açıyor.Dolayısıyla bizim için asıl mesele, bölgesel ticaret içindeki payımızın ve yönlendirme kapasitemizin korunması olacak. Bu nedenle Orta Doğu’ya açılan gümrük kapılarımızın tam kapasiteyle ve kesintisiz çalışması, mevcut hatların hız ve maliyet avantajını koruyacak şekilde güçlendirilmesi ve Türkiye’nin ‘doğal tedarikçi’ konumunu destekleyecek politikaların sürdürülmesi kritik önem taşıyor.”

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz